İnsan Nisyan Ne Demek? Kayseri’de Unutmanın Ağır Sessizliği
Bir defterin kenarına düşen ilk cümle
Bugün Kayseri yine soğuktu. Soğuk dediğim öyle hafif bir serinlik değil; insanın içini kemiren, kemiklerin arasına sızan türden bir sessizlik. Sabah evden çıkmadan önce masamın üzerinde duran eski defterime baktım. Kapak köşesi yıpranmış, sayfaları sararmaya başlamış. İçinde yıllardır yazdığım şeyler var: yarım kalmış cümleler, geri dönülmemiş mesajlar, içimde tutamadığım duygular.
Defteri açınca ilk sayfada tek bir cümleyle karşılaştım: “İnsan nisyan ne demek?”
Bunu yazdığım günü hatırlamıyorum ama o anı hissedebiliyorum. Sanki biri bana bunu sormuş gibi değil de, ben kendi kendime çözemediğim bir düğümün ortasında kalmışım gibi. Nisyan… Unutmak demekmiş. Ama öyle basit bir unutma değil. İçine biraz kırgınlık, biraz zamanın aşındırdığı hatıralar, biraz da insanın kendine bile itiraf edemediği kayıplar karışıyor.
Defteri kapatmadım. Çünkü bazı şeyler kapatıldığında daha çok ağırlık yapıyor.
Erciyes’in gölgesinde geçen bir sabah
Sabah dışarı çıktığımda Erciyes Dağı uzakta, gri bir perde gibi duruyordu. Kayseri’nin sabahları hep böyledir; gökyüzü bile insanın iç sesini kısmaya çalışır. Otobüs durağında beklerken insanlar birbirine bakmıyordu. Herkes kendi düşüncesinin içine gömülmüştü.
O an garip bir şey hissettim. Sanki herkes bir şeyleri unutmuş gibiydi ama kimse neyi unuttuğunu bilmiyordu. İşte tam orada “nisyan” kelimesi kafamda yeniden yankılandı.
İnsan nisyan ne demek?
Unutmak mı sadece? Yoksa unutmaya mecbur bırakılmak mı?
Bunu düşünürken cebimdeki telefon titredi. Bildirim yoktu. Ama yine de içimde bir şey kıpırdadı. Çünkü bazı titreşimler telefondan değil, hafızadan gelir.
İnsan nisyan ne demek? Bunu ilk kez gerçekten anladığım gün
Bunu ilk kez tam anlamıyla anladığım gün, bir kahvehanede oturuyordum. Küçük, eski bir yerdi. Masalar tahta, duvarlar sigara kokusuna doymuş. Karşımda eski bir arkadaşım oturuyordu. Yıllar önce birlikte aynı hayalleri kurduğum biri.
O bana bir şey anlattı. Çok basit bir şey aslında: taşındığını, artık başka bir şehirde yaşadığını, hayatının değiştiğini…
Ama beni asıl sarsan bu değildi. Asıl sarsan şey, anlattıklarından sonra sessizce eklediği cümleydi:
“Bazı şeyleri hatırlamıyorum bile artık.”
O an içimden bir şey koptu. Çünkü ben hâlâ onu hatırlıyordum. Beraber yürüdüğümüz sokakları, gece geç saatlerde yaptığımız konuşmaları, geleceğe dair kurduğumuz o büyük ama kırılgan hayalleri…
O ise unutmuştu.
İşte o an anladım: insan nisyan sadece bir kelime değil, bir boşluk. İçinde insanın bile kendini kaybettiği bir boşluk.
Telefon ekranında kalan yarım mesaj
Akşam eve döndüğümde telefonumu elime aldım. Eski mesajlara bakmaya başladım. Bir isim vardı, ekranda uzun süredir sessiz kalan bir sohbet.
“Görülmüş.”
Sadece bu.
O mesajın üstünden aylar geçmişti ama ben hâlâ o günün devam ettiğini sanıyordum. Oysa karşı taraf çoktan başka bir hayat kurmuştu. Benim haberim yoktu. Ya da vardı da kabul etmek istememiştim.
Mesajı kaydırırken eski bir yazışma çıktı:
“Unutmayacağım seni.”
İnsan nisyan ne demek diye sorduğum şeyin cevabı belki de tam burada gizliydi. Çünkü unutmayacağımızı sandığımız şeyler, en sessiz şekilde kayboluyordu.
Telefonu kapattım. O an odamın duvarları biraz daha daraldı sanki.
Unutmak mı, hatırlamamak mı?
Gece olduğunda Kayseri’nin sokakları tamamen susar. Sanki şehir bile kendi içine çekilir. Ben de pencerenin kenarına oturdum. Dışarıda rüzgâr vardı ama sesi yoktu.
Kendi kendime tekrar ettim:
Unutmak mı daha ağır, yoksa hatırlayıp hiçbir şey yapamamak mı?
Nisyan kelimesi burada daha da derinleşti. Çünkü insan sadece başkalarını unutmaz. Bazen kendisini de unutur. Ne için yaşadığını, neden başladığını, neyi sevdiğini…
Ben de bazı şeyleri unutmuştum aslında. Ama en kötüsü, unuttuğumu bile fark etmemiş olmamdı.
Kayseri’nin soğuk akşamlarında iç konuşmalar
Kayseri’nin akşamları insanı düşünmeye zorlar. Belki de başka çaresi olmadığı için. Sokak lambalarının altında yürürken kendi ayak seslerini duymak bile insanı içine çeker.
O akşam yürüdüm. Uzun süre. Nereye gittiğimi bilmeden. Sadece yürüdüm.
Kafamın içinde tek bir cümle dönüp duruyordu:
İnsan nisyan ne demek?
Ve her adımda biraz daha anladım ki, bu soru bir cevap aramıyordu. Bu soru, insanın kendisiyle yüzleşmesiydi.
Unuttuğumuz şeyler bizi terk etmiyor aslında. Sadece geri planda bekliyorlar. Bazen bir koku, bazen bir sokak, bazen eski bir şarkı onları yeniden ortaya çıkarıyor.
Ama bazıları hiç geri gelmiyor.
Günlük sayfalarında kendime yazdıklarım
Eve döndüğümde defterimi tekrar açtım. Sayfalar arasında kayboldum. Yazdıklarımın çoğu yarım kalmış cümlelerdi.
“Bugün onu gördüm gibi hissettim.”
“Belki de hiç gitmedi.”
“Unutmak böyle bir şey mi?”
Kalemi elime aldım ve yeni bir satır yazdım:
“İnsan nisyan, hatıraların sessizce yer değiştirmesiymiş.”
Yazarken içim acıdı. Çünkü bunu yazmak, bazı şeyleri gerçekten kaybettiğimi kabul etmek gibiydi. Ama aynı zamanda bir rahatlama da vardı. Sanki uzun süredir taşıdığım bir yük biraz hafiflemişti.
Son sahne: aynı bank, farklı ben
Birkaç gün sonra aynı parka gittim. Çocukluğumdan beri bildiğim bir yer. Aynı banka oturdum. Ama bu kez farklıydım.
Eskiden burada hayaller kurardım. Şimdi ise hayallerin nasıl yavaş yavaş silindiğini izliyordum.
Yanımdan geçen insanlar vardı. Kimse beni tanımıyordu. Ben de kimseyi tanımıyordum. Ama garip bir şekilde herkes bana tanıdık geliyordu. Çünkü herkes unutuyordu. Herkes bir şeyleri geride bırakıyordu.
O an fark ettim: insan nisyan sadece geçmişi silmek değil. Aynı zamanda devam edebilmek için yapılan bir uzlaşma.
Gökyüzüne baktım. Erciyes yine uzaktaydı. Değişmeyen tek şey oydu belki de. Ama ben değişmiştim. İçimde bir şey kırılmıştı, bir şey onarılmıştı, bir şey de sessizce kaybolmuştu.
Ve ben artık biliyordum: unutmak, insan olmanın en ağır ama en kaçınılmaz parçasıydı.
“İnsan nisyan ne demek” konusunu beğendiyseniz Kiro sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.
İlgili Yazımız: İnox buzdolabı pası nasıl temizlenir ?